web hosting, mvc hosting, mssql hosting, mysql hosting, php hosting, asp.net hosting

Önce Haber
AnaSayfa MobilSite Gündem Ekonomi Spor Bilim-Teknoloji Sağlık Kültür-Sanat Yaşam Video Galeri

HAVA DURUMU


Reklam

HABER ARA


Gelişmiş Arama

ANKET

Afrin'e Girmeli miyiz?



Tüm Anketler

Hayatın Hakkını Vermek

Alper Şirvan

03 Ocak 2015, 23:25

Alper Şirvan


Hayat aslında kolay –en azından- zannedildiği kadar zor değildir. İnsanoğlu, çoğu zaman kendi iradesiyle “prangalar” edinir, sonra da bu durumdan şikâyet eder. Çünkü tatminsizdir; doymak bilmez, hep “daha” der ve çok acı bir gerçek olarak “bu dünya sofrasında ne kadar çok yerse o kadar çok acıkır”

Hâlbuki hayatın “büyük resmine” baktığımızda çok net görebiliriz ki, insan için “yaşama şeklinin” temel iki tipi vardır:

Tek başına-yalnız ya da evlenip çoluk çocuğa karışarak…

Üçüncü yol yoktur. En azından “engelsiz” insanlar için… Çünkü gösterdikleri sonsuz çabaya rağmen, fiziksel görünmekle beraber, çoğu zaman “toplumsal” engeller dolayısı ile iki yoldan birini dahi yaşayamayan birçok engelli mevcuttur.

Hürriyet, temeldir. İfadesi garip gelse de, aslında en temel ihtiyaç, kimseye olabildiğince ihtiyaç duymadan yaşama hürriyeti ve bu hürriyet kısıtlanacaksa bile bunu kişinin bireysel iradesi ile olmasıdır. Yani, yukarıda bahsettiğimiz ve her halükarda seçmek zorunda olduğumuz iki yoldan birinin seçiminin irademizle ve yoğun bir bilinçle yapılması her şeyden önce mutluluğun anahtarı olduğu kadar, “gerçekten yaşamış” olmanın bir göstergesidir.

Her insan bir “dünya” olduğu kadar kendini keşfetmek zorunda olan bir “gezgindir” aynı zamanda… Kendini keşif, son nefese kadar sürer ama dönem dönem erişilen “mihenk noktaları” keşif sürecinin yönünü belirler. Özetle, yalnız yaşamaya hiç de uygun olmayan yapıdaki kişinin yalnızlığı, kendisi için; yuva kurmaya hiç de uygun olmayan kafa yapısındaki kişinin beraberlikleri, beraber oldukları için “hüsran” ve “mutsuzluk” demektir. Bunu keşfedemeyip yanlış yolu seçen, hatta yanlışta ısrar eden kişiyi de aynı durum beklemektedir.

Tabi, bu bütün anlattıklarımız “bireyci(leşme)” değil, “bireylerin bireyleşme” süreçleri tekâmül etmiş toplumlar için geçerli… Bizim gibi toplumlarda ise çeşitli kılıflara sarmalanmış toplumsal prangalar dolayısıyla, üniversitede bölüm seçmeyle, hayatı özgün şartlarla yaşayabilme aynı oranda “rastgele”…

Bu “genel” girizgâhın ardından baştaki tespitimizi tekrarlayıp oradan devam edelim:

İnsanoğlu bu hayatı iki temel şekilde yaşayıp sonlandırır:

  • Tek başına (yuva kurmadan)

Genelde irademiz dışında gelişse de, maddi ve fiziksel bağımsızlığı olan ve belli bir döneme kadar o veya bu sebepten “yuva kuramamış” kişilerin hayatı yaşama yoludur. Maddi gelir ölçüsünde hakkını verebilmek için, önemli bir “kültürel altyapı” gerektirir. Çünkü sadece evde televizyon karşısında oturarak ya da sadece karşı cinsi bir eğlence aracı olarak kullanarak bu ömür geçmeyeceği gibi bu yolun hakkı da verilmemiş olunur. Kişisel ya da toplumsal kısa-orta-uzun vadeli hedefler belirleyip ona göre yaşamak, bunu yaparken de zamanın, yaşın, hayatın gereği neyse yapmak gerekir. Bu şekilde yaşamak, önemli bir birikim ve geniş görüşlülük gerektirmekle birlikte “adanacak tek hayat eşe ve çocuklara adanır, başkasına değil” hakikatine dayanarak kişi hayatını sürdürmelidir. Tek başına ve yalnız yaşayan insan, eş ve çocuklar dışındakilere hayatını adayarak hayatını ziyan etmiş, yaşanması gereken kendisine bir armağan gibi sunulmuş ömrü çöpe atmış olur.



  • Yuva kurarak

Ben kişisel olarak, eş, ebeveyn olmanın, insan denen –hadi sefil demeyeyim ama- “tanımlaması zor” varlığın gelip gelebileceği en tepe nokta olarak görürüm. Çünkü bu yolla, şu hayatta zerre bir şey üretmese de insan “sonsuzluk zincirinin bir halkası olmak” gibi büyük ve ilahi bir lütfa erişmiş olur. Bir baba olarak bir insanın doğumuna vesile olmak, ya da daha da önemlisi bir anne olarak onu bu dünyaya getirmek ne büyük bir mucizenin bir parçası olmaktır; anlayan, idrak edebilen için… Onların hayata dair bir hedef belirlemelerine gerek yoktur. Nikâh masasında atılan imza sonrası hedef kendiliğinden ortaya çıkmıştır zaten: “Eşini mutlu et! Nasip olur da ebeveyn olursan evladını en iyi şekilde yetiştir!” O kadar! O imza asla keyfi ve duygusal dalgalanmalar sonucunda atılmamalıdır. Evladın, kendine yeten, kendi ayakları üzerinde duran mutlu bir birey olarak yetiştirilmesi zaten önemli bir hedeftir; bu hedefe ulaşmanın ve ulaşmadaki zaferin büyüklüğünü idrak edebilen insan için yaşamak, çoktan, bir ressamın tuvalindeki şahesere dönüşmüştür zaten…



Sonuç olarak, ilk yol büyük bir irade ve “ne istendiğine dair” yoğun bir bilinçte olmayı gerektirir. İkinci yolun yolcularının ise menzilleri açık ve nettir: “kendini eşine ve çocuklarına adamak”

Yuva kurmuş, bir çocuğa anne-baba olmanın lütfuna ermiş bir birey için “kendini eşine ve çocuklarına adamak” fedakârlık değil, seçtiği yolun kaçınılmaz sonucudur.

Bu çerçevede, aslında hayat denen serüvenin aslında öyle abartıldığı kadar “zor” olmadığını görürüz. Evet, belki “kolay” değil, ama “zor da” değildir. Yukarıda bahsettiğimiz sebepleri göz önüne alırsak, aslında “zor olmayanı zor yapan” yine ne istediğini bilmeyen, şuursuz bir çocuk gibi savrulan insanın kendisidir.

Çıkması gereken yolun ne olması gerektiğini bilmeden yola çıkar, sonrasında yoldan şikâyet eder. Hâlbuki önemli olan hangi yoldan gidersek gidelim hakkını hakkıyla verebilmek, dahası, eğer bir eş, bir yuva, üstelik evlat noktasına gelebildiysek bunun bir lütuf olduğunun farkına varmaktır. Bu itibarla yuva kurmuş, evlada nail olmuş bir kişinin o veya bu sebeple eşini ve evlatlarını ihmal etmesinin, hatta –ne yazık ki- aldatmasının hayatı idrak edememenin ötesinde, insanoğlunun “yaratılmışların en üstünü” olarak yerli-yersiz övüldüğünü düşünürsek, hiç de öyle olmadığının en belirgin göstergelerinden biridir.

Hangi hayatı yaşarsak yaşayalım, son nefes yaklaşırken “hakkını vererek yaşadım ve gidiyorum” diyebilen olmak, ne büyük bir gönül huzurudur insanoğlu için…

Aslında soru şu galiba:

Hangi yoldayız ve hakkını veriyor muyuz, daha da önemlisi, hak ediyor muyuz?

03.Ocak.2015

Kaplıkaya/Bursa


Bu haber 1486 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit
Yakup SAYIN Yakup SAYIN
Hıristiyan Yılbaşı Kutlamaz
Alper Şirvan Alper Şirvan
Oyalanmıyorum, Çalışıyorum
Hakan ER Hakan ER
Trabzonsporlu Taraftarları Öldürmek!
Remzi ÖZDEMİR Remzi ÖZDEMİR
Türkiye'de Kriz Var mı?
Yusuf KASAP Yusuf KASAP
İzmir Akdeniz'de mi?
Muhsin Çebi Muhsin Çebi
Samimi Olun
Mustafa AHMET Mustafa AHMET
Kimi Seçtik?

BİZİ TAKİP EDİN



 
Kategoriler:
Ana Sayfa - Gündem - Ekonomi
Spor - Bilim ve Teknoloji - Sağlık
Kültür ve Sanat - Yaşam - Anketler
Video Galeri
Hizmetler:
Mobil Site - Facebook - Twitter - RSS
Android App - Symbian S^3 App
İletişim:
Künye - Bize Ulaşın
İhbar Hattı - Reklam

Sitemizde yer alan içerik, referans/kaynak belirtilmediği sürece kendimize ait olup, kaynak belirtilmeden başka ortamlarda yayınlanması Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'nun 25. ve 36. maddeleri gereğince yasalara aykırıdır. İçeriği başka platformda paylaşmak istediğiniz taktirde, tarafımızdan izin almanız ve kaynak bilgisini yazının bitimine eklemeniz gerekmektedir. Tek başına kaynak göstermeniz yeterli değildir. Aksi takdirde doğacak yasal sorumluluk, içeriği paylaşanlara aittir.

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi