web hosting, mvc hosting, mssql hosting, mysql hosting, php hosting, asp.net hosting

Önce Haber
AnaSayfa MobilSite Gündem Ekonomi Spor Bilim-Teknoloji Sağlık Kültür-Sanat Yaşam Video Galeri

HAVA DURUMU


Reklam

HABER ARA


Gelişmiş Arama

ANKET

Afrin'e Girmeli miyiz?



Tüm Anketler

Engelli Penceresinden Mesleki Eğitim ve İstihdam

Alper Şirvan

17 Ocak 2015, 17:39

Alper Şirvan


Geçtiğimiz günlerde Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Ayşenur İslam, engellilerin kamuda kadro taleplerine karşılık, şöyle bir yorumda bulundu (basına yansıyan şekliyle aynen paylaşıyorum):

"Kamuda 23 bin küsur boş engelli kadro var. Ama; MEB'deki kontenjan, 15 bin engelli öğretmen yok, onun için atanamıyor. Adalet Bakanlığı için engelli hakim, savcı, mübaşir yok! Diyanet'teki boş kadrolar için yeterli İlahiyat mezunu yok!"

Aynı yorumun devamında sayın bakan, Türkiye’de “engelli mücadelesinden” ne kadar uzak olduğunu şu sözlerle adeta itiraf ediyor:

"Nereden bakarsanız bakın, engellerin kaldırılması 10 yıllık mevzudur"

Sayın bakanın yaptığı yorumun ilk kısmıyla hem haklı, hem haksız; ikinci kısmıyla ise tamamen haksız olduğunu görüyoruz.

Evet, sayın bakanın dediği gibi vasıflı engelli sayısı az… Vasıflı olanların büyük bölümü, 25-30 yaşından sonra “engelli” olmuş, yani eğitim süreçlerini “engellenmeden” tamamlamış insanlarımızdan oluşuyor. Yani mesleklerini “engelli” olarak değil, “engelsiz” bireyler olarak elde etmişler.

Bakanın vurgu yaptığı, diyanetteki kadro şişkinliğinden kaynaklanan, yüzdeye vurulduğunda çokmuş gibi görünen “diyanette engelli personel ihtiyacı” meselesine hiç girmiyorum.

İstihdam, sadece engellilerin değil bütün ülkenin sorunu… Bilhassa kamuya personel alımlarında “işe adam” değil de “adama iş” mantığının işlemesi sebebiyle getirilen KPSS sisteminin bile ortaya çıkan haberleri gördüğümüzde yetersiz kaldığına şahit olduğumuz gerçeğinden hareketle, engelli için “vasıf” aramanın komik olduğunu düşünmekteyim.

Zira istihdam, eğitim, dolayısıyla “vasıflandırma-yeterlilik kazandırma” sürecinin son aşamasıdır. Oysa biz ne yazık ki yıllardır olduğu gibi sürece yine plansız, programsız bir biçimde sondan başlamış bulunuyoruz.

Oysa adımların sırası bellidir: Vatandaşınızı –tercihen ve ideal olarak engelli-engelsiz diye ayırt etmeden- önce temel, sonra mesleki anlamda eğitirsiniz; iş sahaları açarsınız ve üretken kılarsınız. Yeterli mesleki eğitim şöyle dursun, en temel eğitim imkânından bile uzak kalmış ve bu yüzden istenen vasıflara sahip olamadıkları belli engelli vatandaşlarımıza ilk adım olarak hemen “iş vadederseniz”; devamında da “vasıflı olmadıklarını, o yüzden kadroların boş kaldığını” söylerseniz… Yetmeyip bir de yaptığınız birkaç düzenlemeyle son 10 yılda engelleri kaldırdığını iddia ederseniz inanılırlık ve güvenilirlik konusunda ciddi yara alırsınız. O zaman biri çıkıp da şu kilit soruyu sorar elbet:

“Son 10 yılda engelleri kaldırdık diyorsunuz da; neden engelliler halen vasıfsız ve vasıf kazanmaları konusunda engellinin kendi kişisel gayreti, birkaç özel kurumun iyi niyetli ama yetersiz çalışması dışında, hükümetin ciddi, planlı bir çalışması yok? Bu bir çelişki değil midir?”

Oysa Türkiye’de engelli mücadelesi şahsımın bizzat şahit olarak yaşadığı 40 yıl ve ötesine dayanmaktadır. 1992 yılında katıldığım bir panelde panelistlerden Prof. Dr. Selçuk Apak, “ben şu an Türkiye’de engellerin verdikleri mücadeleyi ve süreci, 30 yıl önceki Almanya’ya benzetiyorum” demişti. Adım adım çok şeyler elde edildi, eksikler çok ama talepler de her geçen gün artmaktadır. Selçuk Bey, sürecin akışı konusunda haklıydı; ama zihniyet konusunda ben 2015 yılına girdiğimiz şu günlerde o kadar olumlu düşünemiyorum. Bakanın görüşünün aksine, birçok şey zaten “olma” yolundaydı, çünkü asıl olan oluşan “toplumsal baskıdır” ve bu baskıya haberleşmenin ve tepki almanın bu kadar hızlandığı bir dünyada karşı koymak mümkün değildir. “Sayemizde” mi, yoksa “yöneticiye rağmen ancak bu kadar” mı; çok da önemli olmasa da yaşayıp görmeye devam ettik; ediyoruz; edeceğiz…

Çünkü 2002’de gittiğim Almanya’da gördüm ki, orada “engelleri kaldırdık ya, daha ne istiyorsunuz?” deme cüretinde yöneticiler olmadığı gibi; “ne elde ettimse mücadele ederek ben elde ettim, daha da fazlasını istiyorum, çünkü ben de bu ülkenin bir vatandaşıyım” bilincinde engelliler var.

Biz o noktaya gelebilecek miyiz?

Hayat ve umut devam ediyor.

17.01.2015

Kaplıkaya/Bursa


Bu haber 1528 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit
Yakup SAYIN Yakup SAYIN
Hıristiyan Yılbaşı Kutlamaz
Alper Şirvan Alper Şirvan
Oyalanmıyorum, Çalışıyorum
Hakan ER Hakan ER
Trabzonsporlu Taraftarları Öldürmek!
Remzi ÖZDEMİR Remzi ÖZDEMİR
Türkiye'de Kriz Var mı?
Yusuf KASAP Yusuf KASAP
İzmir Akdeniz'de mi?
Muhsin Çebi Muhsin Çebi
Samimi Olun
Mustafa AHMET Mustafa AHMET
Kimi Seçtik?

BİZİ TAKİP EDİN



 
Kategoriler:
Ana Sayfa - Gündem - Ekonomi
Spor - Bilim ve Teknoloji - Sağlık
Kültür ve Sanat - Yaşam - Anketler
Video Galeri
Hizmetler:
Mobil Site - Facebook - Twitter - RSS
Android App - Symbian S^3 App
İletişim:
Künye - Bize Ulaşın
İhbar Hattı - Reklam

Sitemizde yer alan içerik, referans/kaynak belirtilmediği sürece kendimize ait olup, kaynak belirtilmeden başka ortamlarda yayınlanması Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'nun 25. ve 36. maddeleri gereğince yasalara aykırıdır. İçeriği başka platformda paylaşmak istediğiniz taktirde, tarafımızdan izin almanız ve kaynak bilgisini yazının bitimine eklemeniz gerekmektedir. Tek başına kaynak göstermeniz yeterli değildir. Aksi takdirde doğacak yasal sorumluluk, içeriği paylaşanlara aittir.

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi