web hosting, mvc hosting, mssql hosting, mysql hosting, php hosting, asp.net hosting

Önce Haber
AnaSayfa MobilSite Gündem Ekonomi Spor Bilim-Teknoloji Sağlık Kültür-Sanat Yaşam Video Galeri

HAVA DURUMU


Reklam

HABER ARA


Gelişmiş Arama

ANKET

Afrin'e Girmeli miyiz?



Tüm Anketler

14 Şubat ve Dönme Dolap

Alper Şirvan

13 Şubat 2015, 13:31

Alper Şirvan


Serebral Palsi ile yaşayan bir engelliyim. Engelsiz bireylere göre ulaşması daha güç olan meslek edinme, işe girip para kazanabilme gibi hayatın mihenk noktalarına erişmiş bir bireyim. Bununla beraber üç kitabı yayımlanan, biri karma, bir diğeri yurtdışında olmak üzere dört sergi açan, çeşitli ödüller alan biri olarak ön plana çıktığımdan beridir şu cümleyi çok duymuşumdur:

“Engelliyken böylesin; bir de engelli olmasaymışsın…”

Sanılanın aksine ne bu önermeyi, ne de “neden ben?” sorusunu ne kendine, ne de çevresine ömrü boyunca yöneltmeyen nadir engellilerdenim. Durumumu ve hayatı algılamaya başladığım ilk günden bu yana “özgür bir birey” olduktan sonra yürüyememenin, engelli olmanın ufak bir detay olduğunu idrak etmiştim.

Hadi ben idrak ettim de ya muhatap olmak zorunda olduğumuz toplum, ya da dünya? Orası uzun hikâye ama ben “özgür bir birey olarak hayatını kurabilmek için” eğitim gibi, meslek edinme gibi, iş bulma gibi “temel noktalara” büyük bir mücadeleyle erişip “dönme dolap” misali dönüp durdum. Ama “dönme dolap” gibi dönüp dolaşıp hep yine aynı noktaya vardım; varmaya da devam ediyorum. Çünkü henüz olmam gereken yerde değilim; olur muyum, onu da zaman gösterecek.

Karşılaştığınız, tanıştığınız kimi insanlar çoğu zaman kendi meşrebi ve algılama düzeyince sizi bir takım “yaşama şekillerine” sevk etmeye çalışsalar da, hiç kimse “ne istiyorsun?” diye sormaz; çoğu zaman isteyebileceğinizi bile hesaba katmaz.

Kadın-erkek ilişkilerinde de bu böyledir çoğu zaman… Usulca hayatınıza girip yer edinirler, başka hiçbir erkekle paylaşmadıkları kadar “kendileri” olarak ve maskesiz olarak sizinle ilişki kursalar da bunu fark etmekten çok uzaktırlar. Bazen olayın ilerlediğini fark eder etmez, çoğu zaman fark ettikleri için; bazen de fark etmeden sizin ileri adım atmanıza fırsat bile vermeden gidiverirler.

Hemen hemen bütün “klişe” cümlelerle reddedilmişliğim vardır. En sık duyduğum ret cümlesi “seni ben hep bir arkadaş olarak gördüm” cümlesidir ki, en berbatıdır. Çünkü o an o değer verdiğiniz insan tarafından –en iyimser ifadeyle- “her gördüğüne atlamaya hevesli bir ergen” konumuna düşürülmüşsünüzdür ki, acı verir.

Gönül işleri, engelli de olsanız, engelsiz de olsanız oldukça netameli… Kaldı ki engellilerin hayata ve yaşamaya dair gönül işlerinin ötesinde de kaygı ve problemleri olduğu da bir hakikat… Öte yandan şairin de dediği gibi “aşk deyince ötesini aramıyoruz” amma, vardığı yerde ve aynı duyguda uzun süre kalamamak gibi ciddi bir problemi var bugünün insanının gözlemlediğim kadarıyla… Şahsen ben her şeyin uzun soluklu ve istikrarlı olabilenini değerli ve anlamlı buluyorum. İtiraf etmem gerekirse, dönemsel, anlık ve vıcık vıcık ilişkilerden, yaklaşımlardan usanmış, süreçte kendisiyle kurmayı isteyeceğim muhtemel yuva ve düzeni, kutsal bir varlık gibi seveceğimi fark etmiş bir kadının gönlünde olabilmeyi isterdim.

Her dönemin bir duygusu olduğunu düşünmekteyim. Bundan 40-50 yıl öncesine kadar olan dönemin duygusu her şartta “fedakârlık” imiş; bugünün duygusu ise “tahammül”… Âşık olanın, sevdiği için gözünü budaktan sakınmamacasına “fedakârlık” yapıp sanki hiç yapmıyormuş gibi davrandığı günlerden; en ufak bir sorunda edilen “tahammülün(!)” göze sokulduğu günlere geldik. Empatiyi bir kelime olarak öğrenip kavram olarak unuttuk.

Çocuk denecek yaşlardan itibaren keşfetmiştim “aşk” denen duygunun yüceliğini… Hep içimde hissettim. Çünkü ben çeşitli sebeplerden dolayı hep hasretle büyüdüm. Hissetmek de sorun yoktu; aksine bu hissediş beni kendimi ifade etmek konusunda sanata, edebiyata yöneltti. Problem, içimde kendiliğinden biten ve büyüyen bu sevda çiçeğinin kaçınılmaz olarak birine verilip onun kalbinde kök salması; ya da bir başka deyişle bu aşkın bir bedende hayat bulması aşamasında ortaya çıktı hep… Ya o çiçeği koklamadan attılar; ya o ruhu yok saydılar, ya da hiç fark edemediler. Bazen “O’nu” bulmayı, bazen de “O’nun” beni bulmasını ümit ettim. Günümüz dünyasında ikinci kısmın fazla uzak, fazla sinematografik ve fazla romantik bir ümit olduğunu itiraf etmeliyim fakat “bulduğumu” sandığım zamanlar da oldu “bulunduğumu-keşfedildiğimi” sandığım anlar da… Ben içimdeki bu duyguya hiç karşılık buldum mu; hatırlamıyorum bu yüzden ama hep “aşkla sevdim”, bunu biliyorum… Aşkla sevmeye de devam edeceğim. Ama artık sadece gerçekten fark edip sevda çiçeğime toprak, duygu ruhuma beden olmayı kabul edip hayatı paylaşacak olanı… Çünkü hep hissettiğimi, yaşım ilerledikçe çok daha iyi idrak ettim ki; bu hayat, herkese ve her duyguya hakkını verebilirsek güzel ve anlamlı… Sevgisiz ve umutsuz geçmeyecek kadar da uzun…

Yazımın başına dönersem, evet ben “neden ben” diye sormayan, hatta hayatında hiç sormamış engellilerden biriyim sadece… En azından sorunun bu kadarını… Engelli olmak benim tercihim olmadığı gibi, bu duruma gereksiz isyan etmek de anlamsız geldi bana hep… Değişmiyor çünkü… Örneklersek; “neden ben engelliyim?” diye sormaktansa “neden ben eğitim, seyahat edebilme, bir birey olarak fark edilip sevip sevilerek yaşamak başta olmak üzere hayatın yaşamam gereken ve ona anlam katan kısımlarını yeterince yaşayamıyorum?” diye sormak çok daha “verimli” geliyor bana… Çünkü ilkini değiştiremiyoruz; ama ikinci için her şeye rağmen bir umut var.

Zaten problem engelli olmakta değil, gerçekleşmesi gerekirken çoğu zaman engelli olduğumuz için gerçekleşmeyenlerde… Hedef, x noktasından y noktasına gitmekse, esas olan y noktasına varmaktır. Herkesin gittiği yol size kapalı olabilir, ama bu sizi o hedefe varma konusunda alıkoymamalıdır. Ya tıkanan yolu açarak, ya da farklı bir yol bularak hedefe doğru ilerlemeye devam edeceğiz.

“Yürüseydim,” ya da “engelli olmasaydım,” ne olurdu; bilemeyiz ama hani bazen diyorum, “tıp çok gelişti/gelişiyor” diyorlar ya hani: olmaz ya, yarın sabah birden “engelsiz” ve “yürüyen” biri olarak uyansam ne yapardım?

Konumuz “aşk” ya; bu durumu o açıdan değerlendirmem gerekirse, muhtemelen hayatıma kimseyi sokmazdım o durumda… Yüzeysel ölçülerde ilişkilerim olurdu muhtemelen ama bugün sevebileceğim kadar kimseyi sevemezdim diyorum. Çünkü kiminle ne yaşarsam yaşayayım, karşımdaki insanla ilgili kafamda asla cevap bulamayacağım şöyle sorularım olurdu:

“Eskiden olduğu gibi, engelli olsaydım, yine sever miydi beni; yine paylaşır mıydı hayatı benimle? Ya tekrar engelli olursam, vazgeçer mi benden? Sevgisi ne kadar gerçek?”

Hadi itiraf edin; bu sorunun ikinci kısmını şu andan itibaren siz de sormaya başladınız, yanınızdaki sevgilinize, eşinize, sevgilisi olmasını istediğinize…

14 Şubat Dünya Dönme Dolap Günü aynı zamanda, biliyorsunuzdur belki… Ben de yeni öğrendim. Sevgiliniz yok diye üzülmeyin; ille kutlayacaksanız, dönme dolap günü olarak da kutlayabilirsiniz yani… Espri bir yana, nasıl ki, anneler günü, annesiz; babalar günü de babasız çocuklar için vahşi kapitalizmin can yakan günlerindense, 14 Şubat ta hak ettikleri sevgiyi bulamamış insanlar için zor bir gün... O yüzden ben, o sevgiyi bulmak için ömrü boyunca çabalamış ve çabalamaya da devam eden biri olarak, 14 Şubat deyince aklıma dönme dolapların gelmesini tercih ediyorum.

Çünkü dünya, bir dönme dolap gibi dönüp ömrü tüketirken, hayata tutunmanın çabası hiç bitmemek üzere devam ediyor. Ben de dönüp duruyorum, çabalıyorum, gayret ediyorum; ona rağmen, onunla beraber…

Son nefese, son gayrete, son umuda kadar…


13.Şubat.2015

Kaplıkaya


Bu haber 3155 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit
Yakup SAYIN Yakup SAYIN
Hıristiyan Yılbaşı Kutlamaz
Alper Şirvan Alper Şirvan
Oyalanmıyorum, Çalışıyorum
Hakan ER Hakan ER
Trabzonsporlu Taraftarları Öldürmek!
Remzi ÖZDEMİR Remzi ÖZDEMİR
Türkiye'de Kriz Var mı?
Yusuf KASAP Yusuf KASAP
İzmir Akdeniz'de mi?
Muhsin Çebi Muhsin Çebi
Samimi Olun
Mustafa AHMET Mustafa AHMET
Kimi Seçtik?

BİZİ TAKİP EDİN



 
Kategoriler:
Ana Sayfa - Gündem - Ekonomi
Spor - Bilim ve Teknoloji - Sağlık
Kültür ve Sanat - Yaşam - Anketler
Video Galeri
Hizmetler:
Mobil Site - Facebook - Twitter - RSS
Android App - Symbian S^3 App
İletişim:
Künye - Bize Ulaşın
İhbar Hattı - Reklam

Sitemizde yer alan içerik, referans/kaynak belirtilmediği sürece kendimize ait olup, kaynak belirtilmeden başka ortamlarda yayınlanması Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'nun 25. ve 36. maddeleri gereğince yasalara aykırıdır. İçeriği başka platformda paylaşmak istediğiniz taktirde, tarafımızdan izin almanız ve kaynak bilgisini yazının bitimine eklemeniz gerekmektedir. Tek başına kaynak göstermeniz yeterli değildir. Aksi takdirde doğacak yasal sorumluluk, içeriği paylaşanlara aittir.

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi