web hosting, mvc hosting, mssql hosting, mysql hosting, php hosting, asp.net hosting

Önce Haber
AnaSayfa MobilSite Gündem Ekonomi Spor Bilim-Teknoloji Sağlık Kültür-Sanat Yaşam Video Galeri

HAVA DURUMU


Reklam

HABER ARA


Gelişmiş Arama

ANKET

Afrin'e Girmeli miyiz?



Tüm Anketler

Son 15 Dakika

Alper Şirvan

26 Şubat 2015, 17:00

Alper Şirvan


Çoğumuz merak etmişizdir geleceği… Ölümün gerçekliğinin yanı sıra bilinmezliği, insanoğlunun, ölümden korkmasına yol açsa da, çeşitli inanç sistemleri ile bu korku yenilmeye çalışılmıştır. İnancın kişiye özel ve hassas bir konu olması dolayısı ile o konulara girmeyeceğim; benim açım farklı…

Hayatımın 25-33 yaş arasını oluşturan kısmını huzurevinde çalışarak geçirdim. Hem sosyal servis için yazdığım programın işleyişinin takibi, hem de “insanlara ve hayatlara” olan özel ilgimden dolayı “çok insan ve çok hayat hikâyesi” okudum, dinledim.

En başta geleceği merak ettiğimizi söylemiştim ya… Huzurevinde hayat hikâyelerini dinlemek iyi de devamına şahitlik etmek, merak ettiğimiz filmin, farklı aktör ve aktrislerle oynanmış varyasyonlarının sürekli son 15 dakikasını seyretmek zorunda kalmak gibi bir şeydi… Bir süre sonra vardığınız esas nokta çaresizlik de olsa orada tanıdığım doğum tarihleri 1925 ile 1945 arası değişen nesil ve onların hayatları benim şöyle bir tespitte bulunmama sebep oldu:

Hayat dediğimiz şey, aslında, her şeyiyle en verimli olduğumuz sadece 15 yıla sahip; o da galiba 25-40 yaş arası…

En ideal çerçevede 25 yaş öncesi, çocukluk, ilk gençlik yılları, çok azımızda gelecek bilinciyle, çoğumuzda aile ve çevre destek, kimi zaman baskısıyla “geleceğe yatırımla” geçer. Okuyarak ya da farklı yollardan meslek edinilir, iş bulunup “el ekmek tutar” hale gelinir.

40 yaş sonrası ise –eğer her şey yolunda gitmişse- hayatın hasat mevsimidir. Çoğu zaman ebeveyn olmanın getirdiği ağırbaşlı ve vakur tavırla yaşayıp gidilir. Eskiden görebildiğimiz o kendine has ağırlığı içeren “ebeveynlik duruşu” şimdilerde pek az bulunsa da, eski nesilde sayıca fazla ve değerli olandı; bu bir gerçek…

Çizdiğim bu çerçeve her ne kadar “eski nesle” ait gibi dursa da, beş on yıl farkla, verimlilik açısından bizler için de karşımıza benzer bir tablonun çıkacağını düşünüyorum.

1990’lı yılların başında “Ölü Ozanlar Derneği” diye bir film seyretmiştim. Bilenler bilir; o filmde geleneksel sanat eğitimine modern yöntemlerle karşı çıkan edebiyat öğretmeni, öğrencilerine Latince ifadesiyle “carpe diem” yani “an’ı yaşa” fikrini aşılamaya çalışıyordu.

An’ı yaşamanın önemini bir yığın “son 15 dakika” gören biri olarak kavrayabildiğim gibi, bütün mücadelemi “o an’ı” en olması gerektiği gibi yaşayabilmek adına altyapı çalışması üzerine kurduğum da ortada… Yani, yaşıtlarımın ya da yaşı bana yakın olanların yeni yeni fark etmeye başladıkları gerçeği, ben daha otuzuma gelmeden algılamıştım –ki bunu övünme maksatlı söylemiyorum; tam tersi keşke algılamasaydım diyorum. Çünkü bu algılamayı, yakını vefat eden küçük bir çocuğun ölümü algılamasına benzetmişimdir hep... Koyu bir çaresizlik, hep bir beyhude bekleyiş… Ya mecburen erken olgunlaşacaksınız, ya da yitip gideceksiniz.

Çok son 15 dakikalar gördüm…

Yaşlılık, “hatırlama” mevsimidir. Garip belki ama ömür ne kadar uzun olursa olsun o başta bahsettiğim 15 yıla ne sığdırıldıysa yaşlılıkta o hatıralardır insanı ayakta tutan; ya da pişmanlıktan kahreden… Kimi sahip olur, farkına varmaz; kimi hayatın sonu olduğunu ya fark edemez; ya da fark etmek işine gelmez. Yaşayabilen mutluluklarını yâd eder, yaşayamayan pişmanlık yaralarıyla baş başa kalır. Aslında her şey Neyzen’in dediği gibidir:

“Hayat, çatlak bardaktaki suya benzer. İçsen de tükenir içmesen de. Bu yüzden hayattan tat almaya bak. Çünkü yaşasan da bitecek yaşamasan da…”

Yaşasa da yaşamasa da bitecek olana doyamaz insan… Doyamayanlar da genelde o doyamadıklarının “tadını ‘fazlasıyla’ alan” insanlardır. Çünkü bazen gözleri görmeyene rengi anlatmak gibidir hayat… Sadece yaşayan bilir yaşadığını, ya da bilmesi, fark etmesi gerekir… Yaşadığımız her şey, hayatın erişmemiz gereken bir başka platformunun basamağıdır. Hâsılı, o rengi görmek bir şanstır; ama sadece görmekte takılı kalmak, o renkle farklı bir resim yapmamak, en azından tahayyül etmemek, görebilen için görebilmeye ihanettir.

Ben bu gerçeği seneler önce, çocuk denecek yaşlarda fark edip yolumu çizdim. Zaten o yüzden, o basamakları daha kolay çıkıp bir birey olarak ulaşmam gereken “hayat platformlarına” erişebilmek için bir engelli olarak –en azından benim dönemimde- benim için pek de öngörülmeyen iyi bir öğrenim görmek, geçerli bir meslek sahibi olmak, işe girip çalışmak gibi “temel kaldıraçlara” sahip olmaya çalıştım. Çok şükür oldum da… O “an” geldiğinde “an’ı yaşamak” için hep hazır oldum ama bu “hazır oluş” –en azından- henüz karşılık bulmadı.

Hayatın “son 15 dakikası” ne olursa olsun, gelecek. Ondan kaçış yok. Bazen geldiğini bile fark ettirmeden… O geldiğinde ne durumda olduğumuz, olacağımız nasıl da önemli…

Ne hissedeceğiz ve hangi duyguda olacağız? Sağlık durumumuz hangi noktada olacak? Kimilerimiz için o son 15 dakikaya kimseye muhtaç olmadan, sağlıkla erişmek de bir “değer” olacak belki… Ya da kimilerimiz “bitse de gitsek” diyecek kadar acı içinde olacak. Bilemeyiz, bilmiyoruz.

“Sevdim, sevildim ve bunun hakkını vererek yaşadım.” demek de var; “kıymetini bilememişim.” demek de… Hiç bitmeyecek sanıp “daha yaşayamadım ki” pişmanlığıyla yanmak da var; yaşayabilmek için verilen emeğin, çabanın karşılığını alamamak da… “Sonu olduğuna” sevinmek de var; üzülmek de…

Her ne olursa olsun herkesin kendi son 15 dakikasına gönlünce ve hak ettiğince erişmesini dilemekten başka çare yok galiba…


26.Şubat.2015

Kaplıkaya


Bu haber 1318 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit
Yakup SAYIN Yakup SAYIN
Hıristiyan Yılbaşı Kutlamaz
Alper Şirvan Alper Şirvan
Oyalanmıyorum, Çalışıyorum
Hakan ER Hakan ER
Trabzonsporlu Taraftarları Öldürmek!
Remzi ÖZDEMİR Remzi ÖZDEMİR
Türkiye'de Kriz Var mı?
Yusuf KASAP Yusuf KASAP
İzmir Akdeniz'de mi?
Muhsin Çebi Muhsin Çebi
Samimi Olun
Mustafa AHMET Mustafa AHMET
Kimi Seçtik?

BİZİ TAKİP EDİN



 
Kategoriler:
Ana Sayfa - Gündem - Ekonomi
Spor - Bilim ve Teknoloji - Sağlık
Kültür ve Sanat - Yaşam - Anketler
Video Galeri
Hizmetler:
Mobil Site - Facebook - Twitter - RSS
Android App - Symbian S^3 App
İletişim:
Künye - Bize Ulaşın
İhbar Hattı - Reklam

Sitemizde yer alan içerik, referans/kaynak belirtilmediği sürece kendimize ait olup, kaynak belirtilmeden başka ortamlarda yayınlanması Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'nun 25. ve 36. maddeleri gereğince yasalara aykırıdır. İçeriği başka platformda paylaşmak istediğiniz taktirde, tarafımızdan izin almanız ve kaynak bilgisini yazının bitimine eklemeniz gerekmektedir. Tek başına kaynak göstermeniz yeterli değildir. Aksi takdirde doğacak yasal sorumluluk, içeriği paylaşanlara aittir.

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi