web hosting, mvc hosting, mssql hosting, mysql hosting, php hosting, asp.net hosting

Önce Haber
AnaSayfa MobilSite Gündem Ekonomi Spor Bilim-Teknoloji Sağlık Kültür-Sanat Yaşam Video Galeri

HAVA DURUMU


Reklam

HABER ARA


Gelişmiş Arama

ANKET

Afrin'e Girmeli miyiz?



Tüm Anketler

Farklı Olmak Kutsal mıdır?

Alper Şirvan

27 Mart 2015, 18:44

Alper Şirvan


“Farklılıklarımızdan korkmayalım.”


En az “dün, dündür; bugün bugündür” ya da “benim memurum işini bilir” kadar fenomen olagelmiş bu sözün yarattığı “yeni(!)” bir Türkiye’de yaşıyoruz son 30 yıldır…


Gelin hep beraber insan gerçeğine bir göz atalım… İnsan denen varlık, -ister kabul edelim, ister etmeyelim- seçme şansı ona verildiğinde önüne sunulan seçeneklerden en çok kendine benzeyeni tercih etmek durumundadır. En basit arkadaş seçimlerinden, en hayatî seçimlerden biri olan eş seçmeye kadar, insan, yeni neslin dilinden konuşursak, “ruh ikizinden elektrik almaya” eğilimlidir.


Hayatı boyunca “ben kimseden farklı değilim, herkes neyse ben de oyum.” düşüncesiyle yaşayagelen ve bunu savunan bu satırların yazarı için farklılıkların kutsanması, iyi niyetli bir hareket değildir.


Siz hiç “hayatım, bak şu şu şu noktalarda acayip farklıyız, gel bir ömür beraber yaşayalım” diyen birine rastladınız mı? Tam tersine, birlikte yaşama planları yaptığımız kişiyle olan benzerliklerimizi parlatır, öne çıkarırız ve zaman içerisinde su yüzüne çıkan farklılıklar, boşanmaların ya da daha evlenmeden ayrılmaların başlıca sebeplerinden olmuştur. Çünkü ortaklıklar arttıkça beraberlikler güçlenir.


Aynı anne babadan doğan çocukların bile ne kadar farklı olabildiklerini biliyoruz. Elbette, herkesin aynı olamayacağının da farkındayız. Ama birlikte huzur içinde yaşayabilmenin en önemli yolunun malum farklılıkları değil, gizlenmeye çalışılan benzerlikleri, ortaklıkları parlatmaktan geçtiğini görmemizin geleceğimiz açısından önemi ortadadır.


İnsan denen varlığın en sübjektif ve ölçüden uzak iki özelliği “etnik kimliği” ve “dini inancı” olarak görülmektedir. Avrupa, bu “hassas” noktaları, “milli (ulus) ve laik devlet” anlayışı ile çözmeyi başarmış, yaklaşık doksan yıl önce Atatürk gibi bir deha önderliğinde milletimiz, bu gerçeği görerek, 29 Ekim 1923 günü Türkiye Cumhuriyeti devletini tüm dünyaya duyurmuştur.


Peki, neydi bu “milli (ulus) ve laik devlet” anlayışının temeli?


Tek bir cümleyle ve kabaca özetlersek; “kimsenin ne etnik kimliği, ne de dini inancı, ne devletin, ne de bireyin konusu değildir.”


Örneklersek, bu meselenin başlangıç noktasındaki Fransa için, ne Zinedine Zidane’ın Cezayir’li, ne de Nicolas Anelka’nın Afrikalı birer Müslüman olmaları, ne de Pascal Nauma’nın Afrikalı Hristiyan olması, Fransa’da bahsi geçen bir konu olmadığı gibi, onlara “siz Fransız değilsiniz” demek, “ırkçılık” anlamına gelmektedir.


Durum dünyada bu iken, farklılıklar deyim yerindeyse “paçalardan akarken”, Türkiye’de 1984’ten bu yana farklı tutumların hâkim kılınmaya çalışılması dikkat çekicidir.


Hâlbuki biz ve bizden önceki dedelerimiz, atalarımızın asırlarca “bizimle olanı, bize eklemeyi” tercih eden bir kültürün parçasıyız. Yani, Avrupa’nın 1800’lerde sistematik hale getirdiği şeyin, Türk milletinin, bağrında yaşattığı, hatta gerektiğinde kendini feda ederek yaşattığı unsurlarla asırlardır zaten yaşadığı şey olduğunu unutmayalım.


Karşımızdakinin etnik ve dini kimliğini merak edip ısrarla sormak ve bizimkini karşımızdakinin gözüne sokmaya çalışmak, ne “ileri demokrasi” ne de “insanlıkla” açıklanamaz. Bu, en hafif tanımlama ile basbayağı “dine bulandırılmış, neoliberal ırkçılıktır.”


Ben şimdi müzik setimde Leon Hanciyan’ın enfes bestesi “bilmem ki safa neş’e bu ömrün neresinde” adlı şarkıyı dinliyorum, ardından da Tatyos Keseryan’ın “bu akşam gün batarken gel” ve Mısırlı İbrahim Efendi’den “şen gözlerine neş’e veren bir çiçek olsam” adlı şarkılar gelecek… Bilgisayarımda yer alan, Ara Güler’in Edirne Eski Camii duvarındaki “Allah” yazısını fotoğrafladığı müthiş siyah-beyaz eserine dalıp gideceğim.


Ve bir Türk olarak kültürümün büyüklüğü ile gurur duyarak nağmelerin denizine bırakacağım kendimi…


Ne birtakım siyasiler, ne de onların suflörlüğünü yapan birilerinin düştüğü zavallılığa düşmeden, farklı görmenin can yakan ötekileştiriciliği ile değil, benzerliklerin, paylaşılmışlıkların coşkusuyla ortaklıklarımı yücelterek, sevgi ve muhabbetle…


Hem de hiç fark etmeden, belki de genetik bir refleksle…


Alper Şirvan

Kaplıkaya

27 Mart 2015



Bu haber 1273 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit
Yakup SAYIN Yakup SAYIN
Hıristiyan Yılbaşı Kutlamaz
Alper Şirvan Alper Şirvan
Oyalanmıyorum, Çalışıyorum
Hakan ER Hakan ER
Trabzonsporlu Taraftarları Öldürmek!
Remzi ÖZDEMİR Remzi ÖZDEMİR
Türkiye'de Kriz Var mı?
Yusuf KASAP Yusuf KASAP
İzmir Akdeniz'de mi?
Muhsin Çebi Muhsin Çebi
Samimi Olun
Mustafa AHMET Mustafa AHMET
Kimi Seçtik?

BİZİ TAKİP EDİN



 

EN ÇOK OKUNANLAR

Kategoriler:
Ana Sayfa - Gündem - Ekonomi
Spor - Bilim ve Teknoloji - Sağlık
Kültür ve Sanat - Yaşam - Anketler
Video Galeri
Hizmetler:
Mobil Site - Facebook - Twitter - RSS
Android App - Symbian S^3 App
İletişim:
Künye - Bize Ulaşın
İhbar Hattı - Reklam

Sitemizde yer alan içerik, referans/kaynak belirtilmediği sürece kendimize ait olup, kaynak belirtilmeden başka ortamlarda yayınlanması Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'nun 25. ve 36. maddeleri gereğince yasalara aykırıdır. İçeriği başka platformda paylaşmak istediğiniz taktirde, tarafımızdan izin almanız ve kaynak bilgisini yazının bitimine eklemeniz gerekmektedir. Tek başına kaynak göstermeniz yeterli değildir. Aksi takdirde doğacak yasal sorumluluk, içeriği paylaşanlara aittir.

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi