web hosting, mvc hosting, mssql hosting, mysql hosting, php hosting, asp.net hosting

Önce Haber
AnaSayfa MobilSite Gündem Ekonomi Spor Bilim-Teknoloji Sağlık Kültür-Sanat Yaşam Video Galeri

HAVA DURUMU


Reklam

HABER ARA


Gelişmiş Arama

ANKET

Afrin'e Girmeli miyiz?



Tüm Anketler

Türk'ün İdeoloji İle İmtihanı

Alper Şirvan

12 Haziran 2015, 15:53

Alper Şirvan


İktidar partisi ve yandaşlarının 7 Haziran 2015 seçimleri sonrasında yaşadıkları anlamsız travma devam ederken, herkes kendi penceresinden değerlendirme yapıyor. Ben de kendi penceremden ama biraz daha geniş bir perspektifle durum değerlendirmesi yapmak isterim.

Dünyaya hâkim olan ister inançsal olsun, ister beşeri (sosyal) olsun, malum ideolojilerden elbette ki ülkemiz de, insanlarımız da fazlasıyla etkilenmiştir. 1980 öncesi sosyalizm ve şimdilerde pek de kaile alınmayan komünizm; bilhassa son 15 yılda –en azından sözde- İslamcılık ve yol arkadaşı Osmanlıcılık hareketi, önemli rüzgârlar estirmişlerdir.

Türk insanı, tarihin hiçbir döneminde ırkçı olmamıştır. Avrupa’nın herhangi bir ülkesinde az ya da çok bulunmuş ortalama bir insanın tespit edebileceği bir gerçekliktir bu… Irkçı olmak şöyle dursun, yukarıda bahsettiğim gerek beşerî gerekse inançsal herhangi ideolojiden birini benimsedikten sonra ilk vazgeçtiği şey, ne yazık ki, Türklüğü dolayısı ile millî kimliği olur.

Örnek verirsek, Türk insanı “sosyalizme” meyleder. “Irkçılığa hayır,” der; “faşizme hayır” diye yolları aşındırır. “Türk’üm” demeyi, kendi kültürüne sahip çıkmayı, dünya sahnesindeki birçok millet gibi Türk’ün de müstakil bir devletinin olması gerektiğini söylemeyi ırkçılık saymaya başlar. Bir taraftan haklı bir tavırla kana dayalı etnisiteyi lanetleyerek doğru bir tavır sergilerken, mikro-etnikçi unsurlara destek vermeyi ideolojisinin bir parçası sayar. Oysa o hayır denilen ırkçılık ve faşizm, asıl o mikro-etnik ve çoğu zaman eli silahlı hareketler için geçerlidir. Somut bir örnekle işin sonu, ülkenin ya da dünyanın herhangi bir yerinde zulüm gören ama Türk olan kendi insanına yardımı düşünmeyi bile “ırkçılık”; yine ülkenin ya da dünyanın herhangi bir yerinde zulüm gördüğü düşünülen etnik gruplara destek olmayı ideolojisinin bir parçası, en azından insanlık görevi olarak görmeyle biter.

Bir diğer örneği de 35 yıldır semirtilip son 15 yılda da şahikaya ulaşan “inançsal ideolojiden” verelim. Türk, inanca yönelir, ötesine geçer “İslamcı” olur. “İslam’da kavmiyetçilik yoktur” cümlesinden kendi millî kimliğini reddetmesi gerektiği sonucunu çıkartır. Kendini red, “ben inancımı yaşayayım, hangi bayrak altında olursa olsun, ne fark eder” noktasına kadar gelir, getirilir.

Karl Marx “din halkların afyonudur” demiştir; görüyoruz ki ne yazık ki her tür ideoloji, asimile olmaya çok yatkın Türk için afyonun da ötesindedir.

Durum değerlendirmesi yapmadan önce şu tespiti de yapmak gerek sanırım. Türkiye’de bütün ideolojiler en azından benim şahsen yaşayarak öğrendiğim son 30 yılda fevkalade erozyona uğramışlar, sosyalizm ve en “hafif” fraksiyonu ile sosyal demokratlık “kürtlere özgürlük”’e; İslamcılık, örtü, sakal ve dinî törenlerde boy göstermeye; Atatürkçülük ise “özgürce kafa bulabilmeye” indirgenmiştir.

Kişisel anlamda “etnik” ve “etnisite” kelimeleri beni iğrendirse de, Türkiye’de Kürtçü hareketin ülke insanının yukarıda ortaya koymaya çalıştığım durumundan dolayı, kimi zaman sosyalistlerin, kimi zaman İslamcıların, bazen de her ikisinin birden sırtına binerek kat ettiği mesafeyi dikkate değer buluyorum.

Ben, kişi olarak, Türklüğü ile gurur duyan, toplumcu bir insanım ve bu yönde bir çevrede büyüdüm. Rahmetli Cemil Meriç’in deyimiyle “Türk aydınına giydirilmiş deli gömleği” olarak gördüğüm hiçbir “izm’e” doğrudan yakınlık duymam. Ülkem adına arzuladığım yapı, “İngiliz’in İngiltere’si, Fransız’ın Fransa’sı, Alman’ın Almanya’sı, İtalyan’ın İtalya’sı, dahası kendi kültürleri içinde yaşadıkları müstakil, bağımsız devletleri varsa Türk’ün de kendi devleti olmalı!” şeklindedir. Dedelerimin (anne ve babamın babaları-anneleri), atalarımın doğup büyüdükleri topraklar, Üsküp, Köprülü ve daha nice şehir, artık bir Türk şehri değiller… Örnekse, bir İngiliz Liverpool’un sonsuza kadar “İngiliz” kalacağından emin olarak yaşama lüksüne sahipken, ben bir Türk olarak yaşadığım şehir, Bursa’nın dahi daha ne kadar benim kalacağından emin olamıyorum.

Asla ırkçı olmadım, asla herhangi birini “sadece Türk olduğu için” sevmediğim gibi, kimseyi “sen Türk değilsin” diye de ötekileştirmedim. Zira bu ülkede yaşayan her vatandaşımızın binlerce yıllık bir büyük kültürün parçası olduğu gerçeği ile kimseyi farklı görmem. Ömrü boyunca “kimseden farklı değilim” diye yırtınan bir kardeşiniz ya da ağabeyiniz olarak, farklılığın kutsanmasından hazzetmem.

Bu girişin ardından 2000’li yılların başında yaşadığım bir olayı paylaşmak isterim. Mesai arkadaşlarımdan biri Ahmet Kaya’yı çok sever, çok dinlerdi. Yanı sıra, yaygın tabirle “beş vakit namazında” bir insandı. Anlam veremezdim ama sık sık ve nedense Kürtlüğünü vurgulardı. Bir gün bir muhabbet esnasında söz Âşık Veysel’den açıldı ve bu arkadaş “ben onu pek sevmem, çünkü içki içermiş” dedi. Ben de dayanamayıp “iyi de” dedim; “siz de alkolden sesi nasır tutmuş, inançla ilişkisi meçhul Ahmet Kaya’ya adeta tapıyorsunuz, ne iş?”

Verdiği cevap, birine “nerelisin” diye sormayı bile “hafif te olsa ırkçılık” kabul eden benim gibi biri için büyük bir farkındalık olmuştu:

“Ama o Kürt’tür; biz onu Kürt olduğu için severiz.”

Günümüze gelecek olursak, son dönemde kimi yöneticilerin “ayaklar altına aldıkları milliyetçilik” daima ve her nedense Türk’ün milliyetçiliği, dahası millî varlığı olmuştur. Son 13 yılda, Osmanlıcılık ayağıyla –ki bunların Osmanlıcılıklarından kastettikleri şeyin “millî kimliksiz, ne idüğü belirsiz bir toplum” olduğunu gayet iyi biliyoruz- karşı oldukları ama beterini yaptıkları “toplum mühendisliği” çalışması ile yoğurulan Türk toplumu, kendisine düşman, ellerinde yakınlarının kanı olan etnik ırkçılara oy vermekte beis görmemiştir. Bu itibarla, iktidar partisinin kendi yarattığı toplumsal yapıdan şikâyet etmek gibi bir hakkı yoktur ve olamaz da…

Son olarak, son 13 yılda AKP’ye oy verip bu seçimde HDP’ye transfer olan %6 “muhafazakâr(!) kesime”, sayıları kanaatimce %1’i bulmayan “ağır sosyalist abilere” ve kimi “rozet Atatürkçülerine” sorularımızı soralım:

Daha önce AKP milletvekili olan, çiçeği burnunda HDP’li Dengir Mir Mehmet Fırat, Kürtçü müdür, İslamcı mıdır?

İki dönemdir HDP’den milletvekili olan 80 öncesinin sembol devrimcisi(!) Ertuğrul Kürkçü ve son dönemde İmralı’daki katille, ülkedeki siyasi gücün arasında “mesaj taşıma” görevini üstlenen Sırrı Süreyya Önder gibi isimler, Kürtçü müdür, sosyalist midir?

Ve gelelim en can alıcı noktaya:

“Getirilmek istenen” başkanlık sisteminin, aslında Atatürk’ün kurduğu “millî Türk Devletini (ulus devleti)” yıkmayı hedef aldığı malum… Peki, HDP’nin hedefi, başkanlık sistemi, İslamcılık ve Osmanlıcılık gibi kavramların arkasına saklananlardan çok mu farklıdır? Yoksa devletin yıkılması gerektiğinde mutabıkız da, yerine kimin neyi kuracağında mı anlaşamıyoruz?

Ey sen, “Atatürk” diyen kardeşim! “Dâhili bedhahlar” sadece mücadele ettiğin kesim midir?

Ya diğerleri?


Alper Şirvan

Kaplıkaya

12.Haziran.2015

Bu haber 1190 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit
Yakup SAYIN Yakup SAYIN
Hıristiyan Yılbaşı Kutlamaz
Alper Şirvan Alper Şirvan
Oyalanmıyorum, Çalışıyorum
Hakan ER Hakan ER
Trabzonsporlu Taraftarları Öldürmek!
Remzi ÖZDEMİR Remzi ÖZDEMİR
Türkiye'de Kriz Var mı?
Yusuf KASAP Yusuf KASAP
İzmir Akdeniz'de mi?
Muhsin Çebi Muhsin Çebi
Samimi Olun
Mustafa AHMET Mustafa AHMET
Kimi Seçtik?

BİZİ TAKİP EDİN



 
Kategoriler:
Ana Sayfa - Gündem - Ekonomi
Spor - Bilim ve Teknoloji - Sağlık
Kültür ve Sanat - Yaşam - Anketler
Video Galeri
Hizmetler:
Mobil Site - Facebook - Twitter - RSS
Android App - Symbian S^3 App
İletişim:
Künye - Bize Ulaşın
İhbar Hattı - Reklam

Sitemizde yer alan içerik, referans/kaynak belirtilmediği sürece kendimize ait olup, kaynak belirtilmeden başka ortamlarda yayınlanması Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'nun 25. ve 36. maddeleri gereğince yasalara aykırıdır. İçeriği başka platformda paylaşmak istediğiniz taktirde, tarafımızdan izin almanız ve kaynak bilgisini yazının bitimine eklemeniz gerekmektedir. Tek başına kaynak göstermeniz yeterli değildir. Aksi takdirde doğacak yasal sorumluluk, içeriği paylaşanlara aittir.

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi