web hosting, mvc hosting, mssql hosting, mysql hosting, php hosting, asp.net hosting

Önce Haber
AnaSayfa MobilSite Gündem Ekonomi Spor Bilim-Teknoloji Sağlık Kültür-Sanat Yaşam Video Galeri

HAVA DURUMU


Reklam

HABER ARA


Gelişmiş Arama

ANKET

Afrin'e Girmeli miyiz?



Tüm Anketler

Hangi Sağ, Hangi Sol ?

Alper Şirvan

16 Ağustos 2015, 23:48

Alper Şirvan


Rahmetli Attila İlhan’ın “hangi…” serili kitaplarındandır “Hangi Sağ?” ve “Hangi Sol?” Aynı soruyu gelin biz de soralım.

“Sağcılık-solculuk” kavramını ortaya atan batı fikriyatı, kabaca şöyle bir tasnif yapmıştır:

Solculuk: Emekten yana olmak, sermayeye (tam karşı olanları da içinde barındırmakla birlikte) mesafeli olmak…

Sağcılık: Patrondan ve sermayeden yana olmak, gelişmenin ancak böyle mümkün olacağını savunmak, emek kavramına duyarsızlık…

Dikkat ederseniz, bu tasnifte “din, vatanseverlik, milliyetçilik” gibi kavramlar yok. Çünkü onların hepsinin gerçek anlamda “milli (ulus) devletleri” var. Bu tasnif ülkemizde de böyle yapılsaydı, acaba Türkiye gibi gelir seviyesi düşük, “emeğiyle” hayatını kazanmaya çalışanların çoğunlukta olduğu bir ülkede durum ne olurdu, düşünmek lazım…

Bizdeki tasnif, kabaca ve özetle söylersek, nasıl yapıldı peki:

Solculuk: “Din afyondur” sözünü, ideolojik bir hap gibi yutarak, “dinin hangi durumlarda afyon haline geldiğine” kafa yormaksızın dine mesafe koymak. Bir yandan “faşizme hayır” ve “tam bağımsız Türkiye” doğru söylemine karşılık, emperyalizmin türlü oyunlarına “bilerek ya da bilmeden” teslim olarak 1980’e kadar “Sovyetçilik (Rusçuluk), Çincilik” ve hatta “Arnavutçuluk” gibi kavramlarla bir döneme damga vurmak, 1980 sonrasındaysa Kürtçülük başta olmak üzere her çeşit mikro-etnisiteye kapı aralamak.

Sağcılık: Solun tam tersi, yer yer dinine, yer yer milliyetine sıkı sıkıya sarılmış, “Ne ABD, ne Rusya, ne Çin. Her şey Türk'e göre ve Türklük için.” diyenlerle, “Tek yol İslam” diyenlerin aynı kefede tutulup harmanlandığı, yer yer iç içe geçtiği bir yapı…

Dikkat ederseniz, iki tasnifte de “patron” ya da “emek” diye bir şey yoktur. Bunun neden böyle yapıldığını düşünmek de size kalsın…

Gelişmiş yani sosyo-kültürel evrim açısından bizden önde olan ülkelerde “terminoloji” bizim zannettiğimizin aksine “ülke menfaati” odaklıdır. O ülkelerin “sağcısı” da, “solcusu” da “ülke menfaati” söz konusu olduğunda aynı safta yer almaktan gocunmazlar. Bu konuda farklı standartlarının olması, onlara garip gelmez. Solcunun da, sağcının da “dünyaya nizam vermek” gibi bir amacı yoktur, çünkü önce ve genellikle sadece kendi ülkelerini düşünecek kadar realisttirler.

Mesela Fransa’da sömürgelerden gelen bir yığın farklı milletten insanın yanı sıra “Fransız” milletini oluşturan onlarca farklı etnik grup da yaşar. Bunlara “sen Fransız değilsin, şusun busun, dilin var, onu konuş, bırak Fransızca’yı” diyerek yaklaşanlara solcu da, sağcı da aynı tepkiyle karşılık verir: “Pis faşist!”

Hatta tepkisini bu şekilde değil de şikâyetle ortaya koyar; çünkü bu yapılanın (etnisite-etnikçilik) kanunen de ağır cezalara sahip önemli bir suç olduğunu herkes çok iyi bilir. Orada "Fransız Olmak", bir "erdem" olarak öğretilir ve bu öğreti asla "asimilasyon" olarak algılanmaz.

Türkiye’nin ekonomisi mirasyedi mantığıyla üretimsiz tüketime teslim olmuş, Atatürk’ün gençliğe hitabesindeki bütün uyarılar tek tek gerçekleşmişken, güney doğu feodalitenin elinde oyuncak olmuş, orada bu yüzyılda hâlâ hüküm süren "derebeyleri", bölge insanını her türlü sömürür durumda, kendi kendine özerklik ilan edecek cesareti bulmuşken, inanç özgürlüğü mottosuyla insanlarımız köleleştirilirken… (Sayarken canım acıyor, burada kesiyorum) kısır tartışmalar oldukça anlamsız…

Bilen bilir; av köpeklerine doğumdan itibaren “çiğ et” verilmez, “pişmiş et” verilir. Çünkü eğer çiğ etin tadını bilirse avcının vurduğu avı ona getirmek yerine oracıkta yer. Çiğ etin tadını alan av köpeği, artık asli görevini ifa edemeyen sıradan bir köpek haline gelir. (Bu bilgi burada dursun)

Dünya üzerindeki ister beşerî, ister ilahî bütün ideolojilerin temel amacı, en tepedekiyle en dipteki arasındaki mesafeyi –olabildiğince- kapatmaktır. Yazılan bütün kitapların, edilen bütün sözlerin aslında özeti bundan ibarettir. İletişimin, haberleşmenin değil ama “haberi olmanın” yolları hızla artarken, insanoğlu artık para denen nesnenin çoktan farkına varmış, tadını almıştır. Hoşlansak da hoşlanmasak da “parayla saadet olmaz” lafı, bir Yeşilçam klişesidir artık… Hiç kimse ne patron olmuş, patron olmasa da belli bir seviyenin üzerinde geliri olan sosyalistten “yârin yanağından gayrı paylaşılmayacak bir şey yok” anlayışı, ne de 4x4 ciplere binen “rezidanslarda” oturan İslamcıdan “bir lokma-bir hırka tevekkülü” beklemesin artık! O günler dünyayı sokağımızdan, mahallemizden ya da en çok şehrimizden ibaret sandığımız, naif ve çocuksu zamanlarda kaldı. Hayatta bazen doğru olan değil, fiili durum esastır ve ne yazık ki bugünkü filli duruma göre, tıpkı av köpeklerinin çiğ etin tadını alması misali paranın, dolayısıyla gücün, iktidarın tadını alan insanoğlunun da bu saatten sonra hayata “insan” olarak devam edip etmeyeceğini zaman gösterecektir.

Peki, bu fiili durum, başka hangi sonucu doğurdu? İnsanlığın bir bakıma “kendine” yenilmesi, bütün ideolojileri samimiyetten uzak “slogan” ve “fotoğraf verme” seviyesine düşürdü. Hele günümüzde bu çok daha kolay… Bir Che fotoğrafı, birkaç Atatürk sözü, elle yapılan bir kurt işaretinin “sosyal medyada” paylaşılması her şeye yetiyor. İslamcılar bu konuda daha elverişli; kadınsan türban, erkeksen sakal ve ucundan alınmış bıyık kâfi…

Bu “şeklî” tablonun yanı sıra, en başta bahsettiğim ana hedeften uzaklaşılmasının ardından, “ırkçılığa hayır, kahrolsun faşizm” ya da “İslam’da kavmiyetçilik yoktur” sloganları ile amel ettiklerini düşünenler, ne yazık ki sanki insanlığın tek sorunu etnisiteymiş gibi davranmayı ideolojilerinin mihengi olarak görürken, karşıtlarına dönüşmüşlerdir.

Okumayan, düşünmeyen, üretmeyen yığınlar ve onları, koltuk hırslarını “müstevlilerin siyasi emelleri ile tevhid ederek” yöneten iktidarların dünyasında ideoloji tartışmanın “polyannacılık oynamak olduğunu” düşünüyorum.

Peki, çözüm ne? Çok düşünmek; ondan sonra söyleyip yazmak lazım ama:

Kötüleri ve kötülükleri etkisiz hale getirme mücadelesine ”en büyüğünden” başlarsak nasıl olur?

Orada bile hemfikir değil miyiz yoksa?



Alper Şirvan

Kaplıkaya/Bursa


Bu haber 1368 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit
Yakup SAYIN Yakup SAYIN
Hıristiyan Yılbaşı Kutlamaz
Alper Şirvan Alper Şirvan
Oyalanmıyorum, Çalışıyorum
Hakan ER Hakan ER
Trabzonsporlu Taraftarları Öldürmek!
Remzi ÖZDEMİR Remzi ÖZDEMİR
Türkiye'de Kriz Var mı?
Yusuf KASAP Yusuf KASAP
İzmir Akdeniz'de mi?
Muhsin Çebi Muhsin Çebi
Samimi Olun
Mustafa AHMET Mustafa AHMET
Kimi Seçtik?

BİZİ TAKİP EDİN



 
Kategoriler:
Ana Sayfa - Gündem - Ekonomi
Spor - Bilim ve Teknoloji - Sağlık
Kültür ve Sanat - Yaşam - Anketler
Video Galeri
Hizmetler:
Mobil Site - Facebook - Twitter - RSS
Android App - Symbian S^3 App
İletişim:
Künye - Bize Ulaşın
İhbar Hattı - Reklam

Sitemizde yer alan içerik, referans/kaynak belirtilmediği sürece kendimize ait olup, kaynak belirtilmeden başka ortamlarda yayınlanması Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'nun 25. ve 36. maddeleri gereğince yasalara aykırıdır. İçeriği başka platformda paylaşmak istediğiniz taktirde, tarafımızdan izin almanız ve kaynak bilgisini yazının bitimine eklemeniz gerekmektedir. Tek başına kaynak göstermeniz yeterli değildir. Aksi takdirde doğacak yasal sorumluluk, içeriği paylaşanlara aittir.

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi