web hosting, mvc hosting, mssql hosting, mysql hosting, php hosting, asp.net hosting

Önce Haber
AnaSayfa MobilSite Gündem Ekonomi Spor Bilim-Teknoloji Sağlık Kültür-Sanat Yaşam Video Galeri

HAVA DURUMU


Reklam

HABER ARA


Gelişmiş Arama

ANKET

Afrin'e Girmeli miyiz?



Tüm Anketler

Neden Türkiye Cumhuriyeti?

Alper Şirvan

24 Ekim 2015, 16:37

Alper Şirvan

 

Türkiye’de iki toplumsal grup var ki, senelerdir dikkatimi çeker. Bunların onların ortak noktaları: “Din” Ama ters taraflarda…

Saf Müslümanların da içlerinde zaman zaman yer alabildiği birinci grup, içinde “din” olan her şeyi sorgusuz sualsiz kabul etme eğilimindedir. En basitinden “Namazında, niyazında olmak” gibi bir ölçütü vardır. Çünkü ona “Müslüman, kendisinden emin olunan kimsedir” denmiştir gayet tabiî olarak… Amma velakin cemaatlere, gruplara bölünüp paramparça edilmiş “en hakiki yol benimkisi” iddiasındaki hangi Müslüman, hangi Müslümanlık? İşte burası biraz karıştırsa da kafaları, o yine “Müslüman” ya da “din” yaftalı her şeye teslim eder kendini… Teslim oldukları, bazen uyanık bir tüccar (kapitalist) olur, bazen bir cemaat, bazen bir siyasetçi, bazen de hepsi birden…

Hadisenin “tüccara (kapitaliste) teslim olma” kısmı, kişinin önce kendisine, sonra tüm ülkeye zarar verir. Bunun bilhassa son dönemde çokça örneklerini gördük… Ama ya diğerleri? İşin bu noktası, başlangıçta sosyal açıdan çok fazla umursanmasa da, kapitalist-cemaat-siyasetçi üçgeninin ülkeye sunduğu modellerin, bizi hangi noktaya getirdiği ortadadır. Yani, kişinin malum güçlere teslimiyeti, sadece o kişiye değil, topyekûn bütün ülkeye ve geleceğimize olumsuz anlamda etki etmektedir.

Vatan duygusunun, millet sevgisinin olmadığı, kimlik sapmalarının had safhada yaşandığı bir modeldir bu… “İslam’da kavmiyetçilik yoktur” deyip sonra da “ben buyum, ben şuyum” diye basbayağı etnikçilik (faşizm) tuzağına mı düşerler, yoksa bunlar tuzağın kendileri midir; orası biraz karışıktır.

Sayıları günbegün artmakta olan bir yığın saf Müslüman vatandaşımız, bunların oyunlarıyla her açıdan sömürülmektedir.

Madalyonun bir de öteki tarafı var. Bunlar için de belirleyici unsur “dindir”. Ama olumsuz anlamda… İçinde “din” olan her şeyi reddederler. Din karşıtlığı, ideolojilerinin bir parçası gibi görünse de başka dinler ya da sapık inanç gruplarının misyonerlik faaliyetleri hakkında hiçbir şey yapmamaları ilgi çekicidir. Bunların da diğer grup gibi millî duruşları yoktur. Emperyalizme karşı olduklarını söylerler ama kafa ve yürek pusulaları sürekli dışarıyı göstermektedir. İnsanların, “ateist” olmaları başkadır, körü körüne “din düşmanı” olmaları başka… Aslına bakarsanız bu iki grup, birçok yönde birleşmektedirler… Bunların da Türk’e, Atatürk’e, Türkiye Cumhuriyetine bakışları, berikilerden çok farklı değildir. Bunlar da “faşizme” karşıdırlar(!) ama “halklara özgürlük” sloganı ile başlayan süreçte mikro-etnikçiliğin ağına düşerler.

Sonuç itibariyle, ülkenin ve kendisinin geleceği için “alternatif” arayışındaki saf Müslüman vatandaşımız, din bezirgânlarının; içinde en azından “sosyal adalet” duygusu taşıyan insanlarımız da solcu görünümlü etnikçilerin kucağına düşmektedirler.

Ben şahsen bahsettiğim bu iki grubun da hem ülkeye, hem de İslam’a en az “kıbleleri yalnız ve yalnız ‘mutlak güç’ olan liboşlar kadar” zarar verdiklerini düşünmekteyim.

Moda deyimle “siyasî yelpazenin” her hangi bir noktasında olabilirsiniz. Kendinizi nasıl tanımlarsanız tanımlayın; öncellikle “millî” ve “antiemperyalist” bir vasıf taşımıyorsanız, o hiç sevmediğiniz, karşı olduğunuz insanlarla aynı çizgiye düşmeniz sizi hiç şaşırtmamalıdır.

Çünkü Türk Milleti ve onun “tam bağımsızlığından” yana olmayan her hareketin, er ya da geç emperyalizmin oyuncağı olması kaçınılmazdır.

İşte tam da bu yüzden, Ortadoğu bataklığında debelendirildiğimiz şu günlerde Atatürk’e; dolayısıyla “tam bağımsız, üniter ve milli devlet olma” vizyonuyla kurduğu Cumhuriyetimize ve Cumhuriyet değerlerine dört elle sarılmaya, “yeni” değil “yeniden Türkiye” demeye her zamankinden daha çok ihtiyacımız var galiba…

Ne dersiniz?

Son olarak şunu da ifade etmeden geçemeyeceğim. Yukarıda anlatmaya çalıştığım iki grubun “laiklik” konusunda yaklaşımlarını herkes az çok bilmektedir. Aslına bakarsanız her iki grubun gözünde de “laiklik” “dinsizlik” anlamına gelmektedir.

Oysa kendisi gibi inanmayan herkesin kafasını kesen örgütler, kesemese bile yaşatmama eğilimindeki gruplar, güçler ortaya çıktıkça, hem bu grupların kendilerinin, hem de ve daha çok saf ve gerçek Müslümanların önümüzdeki süreçte “senin dinin sana, benim dinim bana” çizgisinde bir laiklik anlayışına herkesten daha çok ihtiyaç duyacakları aşikârdır.


Alper Şirvan

Kaplıkaya/Bursa

Bu haber 1285 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit
Yakup SAYIN Yakup SAYIN
Hıristiyan Yılbaşı Kutlamaz
Alper Şirvan Alper Şirvan
Oyalanmıyorum, Çalışıyorum
Hakan ER Hakan ER
Trabzonsporlu Taraftarları Öldürmek!
Remzi ÖZDEMİR Remzi ÖZDEMİR
Türkiye'de Kriz Var mı?
Yusuf KASAP Yusuf KASAP
İzmir Akdeniz'de mi?
Muhsin Çebi Muhsin Çebi
Samimi Olun
Mustafa AHMET Mustafa AHMET
Kimi Seçtik?

BİZİ TAKİP EDİN



 

EN ÇOK OKUNANLAR

Kategoriler:
Ana Sayfa - Gündem - Ekonomi
Spor - Bilim ve Teknoloji - Sağlık
Kültür ve Sanat - Yaşam - Anketler
Video Galeri
Hizmetler:
Mobil Site - Facebook - Twitter - RSS
Android App - Symbian S^3 App
İletişim:
Künye - Bize Ulaşın
İhbar Hattı - Reklam

Sitemizde yer alan içerik, referans/kaynak belirtilmediği sürece kendimize ait olup, kaynak belirtilmeden başka ortamlarda yayınlanması Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'nun 25. ve 36. maddeleri gereğince yasalara aykırıdır. İçeriği başka platformda paylaşmak istediğiniz taktirde, tarafımızdan izin almanız ve kaynak bilgisini yazının bitimine eklemeniz gerekmektedir. Tek başına kaynak göstermeniz yeterli değildir. Aksi takdirde doğacak yasal sorumluluk, içeriği paylaşanlara aittir.

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi