web hosting, mvc hosting, mssql hosting, mysql hosting, php hosting, asp.net hosting

Önce Haber
AnaSayfa MobilSite Gündem Ekonomi Spor Bilim-Teknoloji Sağlık Kültür-Sanat Yaşam Video Galeri

HAVA DURUMU


Reklam

HABER ARA


Gelişmiş Arama

ANKET

Afrin'e Girmeli miyiz?



Tüm Anketler

Kaygı, İntikam ve Menfaat

Alper Şirvan

07 Kasım 2015, 11:52

Alper Şirvan


Ülkemizde yapılan seçimleri ‘demokrasi şöleni’ diye adlandırma geleneğinin, gelişmiş ülkelerde yapılan seçim ve genel sistemleri irdelediğimizde kuru bir romantizmden ibaret olduğunu görüyoruz.

En basit ifadesiyle onlar varlığından, şeklinden, yapısal düzenlemesinden en ufak bir şüphe duymadıkları ve emin oldukları sistemlerine (otomobillerine) en uygun olduğunu, onları hedefe yani “daha iyi yaşamaya” daha hızlı götüreceğini düşündükleri yöneticiyi (şoförü) seçiyorlar. Seçtikten sonra da bir “işveren” olarak kontrol mekanizmalarını sonuna kadar işletip seyahatlerine devam ediyorlar. Özetle, herkes nereye gidileceğinde hem fikir; seçim sadece hızla ilgili…

Oysa bizde hangi zihniyetle seçim yaparsak yapalım bizim seçtiklerimiz şoförlüklerinin hünerlerini göstermek şöyle dursun, yaptıkları ilk iş aracı eleştirmek, modifiye etmeyi bırakın sıfırdan yeniden yapmak oluyor. Bunun da ötesinde, parti programları hemen hemen hiçbir seçmenin okumadığı ve iktidara gelindiğinde kimsenin riayet etmediği metinler olduğundan, farklı partiler bir yana aynı partiden farklı Bakanlar bile kendi alanında –amiyane tabirle- “kafalarına göre takılma” özgürlüğüne sahipler. Böylesi bir durumda bizler de vatandaş olarak işverenden çok, seçtiğimiz yöneticinin hayallerini gerçekleştiren “toplu vasıta(lar)” oluveriyoruz.

Hal bu olunca ve hele ki gücü ele geçirenin çoğu zaman “intikam” duyguları ile hareket etmesi “genel yapının bir parçası” haline geldiğinde herkes karşıtının bu gücü ele geçirmesinden çoğu zaman haklı kaygı duymakta... Aynı ülkede orta doğunun köhne zihniyetlerinden, aklı hâkim kılmaya çalışan kesimlere kadar geniş bir fikir yelpazesi hayat bulduğundan, bu kaygılara bir de bireysel özgürlüklerin kısıtlanma kaygısı da eklendiğinde iş içinden çıkılmaz bir hal alıyor. Marjinal ya da marjinal olmasa da sistemi ele geçirip değiştirme ihtimali olan gruplar her ülkede mevcuttur elbette; ama sağlam kurulmuş sistemler, bunlara asla fırsat tanımadığı gibi bu grupların “insan hakları, bireysel özgürlük, demokrasi” gibi kavramlara sığınarak sisteme saldırmalarına da izin vermezler.

Şöyle bir örnek verelim: Avrupa’nın birçok gelişmiş ülkesinde Türkler yaşamaktadır. Hani olmaz ya (olmaması için o ülkenin sistemi, zaten kendince gerekli önlemleri almaktadır) o ülkelerin herhangi bir yerinde yaşayan Türkler birleşip siyasi bir güç olmaya karar verdiler ve yine aynı sebepten, olmaz ya, bir parti kurup seçime girip iktidar oldular. Bu noktaya gelebilseler dahi o ülkenin sistemini değiştirmeleri asla mümkün değildir.

Oysa ülkemizde birçok sahada devletin kendine has politikaları olmadığı için, olsa bile kendisini yönetmekle görevlendirilenler tarafından kolayca değiştirilebildiği için “x parti, y parti” işin kaygı boyutunda büyük önem kazanmaktadır.

Böylesine bir ortamda bir de çoğu kişisel menfaatlerin ortaya çıkması da bize has bu absürd duruma tuz biber ekiyor şüphesiz... Elde ettiği mevkii kaybetmek istemeyen, “aman düzenim bozulmasın” diyen, içinde bulunduğu şartlar dolayısıyla yönetimsel değişime –ne pahasına olursa olsun- karşı olan kişi, cemaat, oluşum ve gruplar, genlerinde “padişahım çok yaşa” zihniyeti işlenmiş insanımız üzerinde fevkalade etkili oluyor. Bir de “ütopik ideolojilerini” gerçekleştiriyorum zannedip “(ideolojik) hedefe ulaştıran her yol mubahtır” diyenler var ki, Allah hiçbirine daha büyük fırsat vermesin deyip geçelim şimdilik…

İşin “trajikomedisi” ise “bireysel özgürlük” diye yola çıkan ya da çıkartılanların bireyin özgürlüğü bir yana, kendi gibi olmayanı yok etmeye kurulmuş, asla bireyden yana olmayan duruş ve refleksleridir. Meselenin bireysel özgürlükten ziyade bir güç mücadelesi olduğu net olarak ortadadır. Herkesin “Kendine ‘müslüman’ olmasının” somut hali yani… Ne var ki, birbirine diş bileyen, “had bildirmek için sıra bekleyen” insanların çoğaldığı bir toplum, önce dağılmaya, sonra da yok olmaya mahkûmdur. Toplumsal müştereklerin hızla azalmasıyla, kamplaşma ve ayrışma arttıkça "Allah fırsat vermesin" dediğimiz marjinal gruplar çoğalıp güçlenir. Onlar güçlendikçe de ayrılıklar derinleşir. Birbirini büyüten bir çığın üzerimizden geçmekte olduğunu görmek için daha ne yaşanmalı, bilmiyorum… Yukarıda da söylemeye çalıştığım gibi, mesele bu grupların varlıkları değil, elde ettikleri “yok edici” güçtür.

Son söz:

Birçok ülkenin elinde “sorunsuz” çalışan sistemin, bizim elimizde 90 küsur yılda onu işletenler tarafından neden yok edilme noktasına getirildiğini düşünmek de size kalsın.


Alper Şirvan

Kaplıkaya/Bursa


Bu haber 1213 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit
Yakup SAYIN Yakup SAYIN
Hıristiyan Yılbaşı Kutlamaz
Alper Şirvan Alper Şirvan
Oyalanmıyorum, Çalışıyorum
Hakan ER Hakan ER
Trabzonsporlu Taraftarları Öldürmek!
Remzi ÖZDEMİR Remzi ÖZDEMİR
Türkiye'de Kriz Var mı?
Yusuf KASAP Yusuf KASAP
İzmir Akdeniz'de mi?
Muhsin Çebi Muhsin Çebi
Samimi Olun
Mustafa AHMET Mustafa AHMET
Kimi Seçtik?

BİZİ TAKİP EDİN



 
Kategoriler:
Ana Sayfa - Gündem - Ekonomi
Spor - Bilim ve Teknoloji - Sağlık
Kültür ve Sanat - Yaşam - Anketler
Video Galeri
Hizmetler:
Mobil Site - Facebook - Twitter - RSS
Android App - Symbian S^3 App
İletişim:
Künye - Bize Ulaşın
İhbar Hattı - Reklam

Sitemizde yer alan içerik, referans/kaynak belirtilmediği sürece kendimize ait olup, kaynak belirtilmeden başka ortamlarda yayınlanması Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'nun 25. ve 36. maddeleri gereğince yasalara aykırıdır. İçeriği başka platformda paylaşmak istediğiniz taktirde, tarafımızdan izin almanız ve kaynak bilgisini yazının bitimine eklemeniz gerekmektedir. Tek başına kaynak göstermeniz yeterli değildir. Aksi takdirde doğacak yasal sorumluluk, içeriği paylaşanlara aittir.

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi