web hosting, mvc hosting, mssql hosting, mysql hosting, php hosting, asp.net hosting

Önce Haber
AnaSayfa MobilSite Gündem Ekonomi Spor Bilim-Teknoloji Sağlık Kültür-Sanat Yaşam Video Galeri

HAVA DURUMU


Reklam

HABER ARA


Gelişmiş Arama

ANKET

Afrin'e Girmeli miyiz?



Tüm Anketler

Suriyeliler ve Yanlışlar

Alper Şirvan

12 Temmuz 2016, 22:58

Alper Şirvan

“Söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil.” demiş Fuzuli; “çektiğim âlâmı (elemleri) bir ben, bir de Allah’ım bilir.” diye de devam etmiş demiştik önceki yazımızda…

Şimdi yine öyle bir noktadayız. “Suriyeli” meselesinde öyle bilgisizce, öyle ideolojik ve dolayısı ile öyle akıldan uzak yorumlar yapılıyor ki, insanın canının sıkılmaması mümkün değil…

En başta direkt ve büyük harflerle açık açık haykıralım:

SURİYELİLERİN ÜLKEMİZDE MİSAFİRLİKTEN ÖTE BULUNMALARINA KARŞI ÇIKMAK, IRKÇILIK DEĞİLDİR; NET!

Bunu söyleyen herkese direkt “ırkçı” damgası vuran kimi tatlı su sosyalistlerinin ve/veya vicdanî solcuların ideolojik reflekslerini anlayabiliyorum; neden böyle davrandıklarına dair uzun uzun yazıp konuşabilmek de mümkün ama konu o değil… “3 kuruş yerine 1 kuruşa çalıştırabileceğim bir yığın yeni insan(!) geldi” diye sevinç çığlıkları atan küçük-büyük patron takımını da anlamak zor değil… Hatta zaten ta en başından beri hedefleri “Türkçe, Türkçe alfabe ve demografik yapı” dolayısıyla “millî (ulus) devlet” olan malum kesim için de her önüne gelen için pervasızca “ırkçı” damgasını kullanmak, hedefe uygun bir davranış… Ben sadece bu ülkenin sade ve henüz haklarını tam elde edememiş bir vatandaşı olarak kâğıt üstünde “bu üç benzemezin” nasıl olup da kol kola girdiğini merak ediyorum.

“Irkçılık” ve hemen ardından yapıştırılan “asimilasyon” kavramları, ülkemizde ayağa düşmüş kavramlardır. Ben şimdi bu konuda sizinle birkaç hatıramı paylaşmak istiyorum; iki kavram için de Türk Milletinin durumunu değerlendirmek size kalsın:

Ortaokuldayım… Seksenlerin son yılları… Uzun yıllar ABD’de yaşamış bir İngilizce öğretmenimiz vardı. Bir gün kendisine “öğretmenim, çalıştığım Gelişim-Oxford kasetli setinde John ismi, ‘Con’ olarak telaffuz ediliyor, sizse bazen ‘Can’ diye telaffuz ediyorsunuz; neden?” diye sormuştum. Verdiği cevap hayli ilginçti:

“İngiliz menşeili telaffuzda ‘Con’, Amerikan menşeili telaffuzda ‘Can’ diye söyleniyor. Hatta daha ilgincini söyleyeyim; Amerika’da yaşadığım müddetçe çok şahit olmuşumdur: Orada çocuk sahibi olan Türk aileleri çocuklarına hep ‘Can’lı isimler koyuyorlar, sırf Türk oldukları anlaşılmasın diye… Ali Can, Umut Can, Mithat Can gibi…”

Anında sormuştum tabi: “Türk olduğunun anlaşılması kötü bir şey mi?”

Öyle pek de ‘milliyetçi’ olduğu söylenemeyecek öğretmenimizden aldığım cevabı bugün bile hatırlıyorum:

“Aslında değil, ama bizim millet asimilasyona kendiliğinden gönüllü… Kızlara da Melis, Selin, Sibel gibi oradaki isimlere yakın isimler koyuyorlar”

Asimilasyon kavramını ilk o gün duymuştum.

Bir başka anı… Sene 2002… Ben, babam ve beni sergi için Nürnberg’e davet eden dernekten Bedriye hanım, bir alışveriş merkezindeyiz. Asansöre yaklaştık, düğmesine basıp çağırdık ve bekliyoruz; beklerken de laflıyoruz. O sırada gayet iyi giyimli, ellili yaşlarda olduğunu tahmin ettiğim bir hanım, bizimle beraber asansör bekler şekilde yanımızda durdu. Asansör gelir gelmez atılıp asansöre bindi ve yüksek sesle, Almanca bir şeyler söyleyerek bizim asansöre binmemizi engelleyerek asansörün kapısını kapatıverdi.

Şaşkındık ama olayın devamında Bedriye hanımla olan diyaloğumuz daha da ilginçti:

Ben: Ne oldu ki?

BH: Türk olduğumuzu anladı, o yüzden…

Ben: Ne dedi?

BH: Küfretti.

Ben: Şikâyet edelim.

BH: Şikâyet etsen ne olacak, bizi haksız çıkarırlar; boş ver. Böyle şeylere alıştık artık. Birazdan iner, biz bineriz yine…

Buna biz kısaca “kanıksanmış ırkçılık” diyelim mi?

Nürnberg’den bir anı daha:

Babamla beraber bir markete girdik. Meyve suyu alacağız ama bulamıyoruz. Almanca zaten yok, benim İngilizce de Almanlar cevap vermediği için işe yaramıyor. O sırada tezgâhta ekmek dilimleyen hanımın, babamla aramızdaki konuşmaları anladığını fark edip Türkçe sorduk. Hanım, iki elini yana sallayıp “nayn, nayn” gibisinden bir şeyler söyledi. Biz ümitsizce marketten çıktık. Aynı hanım, biz marketten çıkıp uzaklaşırken koşarak yetişti ve:

“Kusura bakmayın; patronun kesin emri var. İçeride Türkçe konuşmamız yasak… O yüzden size cevap veremedim, ben de Türküm, Kayseriliyim. Girişin sağ tarafında, en köşede meyve suları… Tekrar kusura bakmayın.”

Bu market ve böylesi bir market sahibinin Türkiye’de olduğunu düşünmemiz zaten zor da, olsa dahi söz konusu kişinin basın-yayın yoluyla ne hale getirileceğini her halde tahmin ediyorsunuz.

Çoğaltabileceğim bu ve benzeri hatıralardan sonra dediğim şudur:

Asimile olmaya peşinen gönüllü, kendine uygulanan ırkçı tutum ve davranışları -ekmek parası için dahi olsa- kanıksayabilen, içselleştirebilen daha da kötüsü moda deyimle “normalleştirebilen” bir milletten, Suriyelilere ülke insanına verilmeyen hak ve imkânların verilmesinden dolayı ortaya konan tepkisel sosyal medya paylaşımlarına istinaden “sistematik ırkçılık” devşiremezsiniz; boşuna uğraşmayın.

Bunu ortaya koyduktan sonra, yanlışları ifadeye devam edelim.

“Suriyeliler ‘bedava’ hizmet alıyor” meselesindeki bedava kavramı kimseden para çıkmıyor anlamında değildir… Bedava zannedilen sağlık başta olmak üzere verilen hizmetin parasal kaynağını ve boyutunu azıcık araştırmanızı öneririm.

Suriyelilerin Balkan göçmenleri ile kıyaslanması, büyük bir yanlıştır. Bir tarihçimizin deyimiyle “Balkan Türkleri, Osmanlının misafirliğe götürüp orada unutarak kaderine terk ettiği çocuklardır.” Bulgar ve Sırp çetelerince sık sık kıyıma uğramalarına rağmen, yıllarca o bölgelerde kültürümüzü bir bayrak misali dalgalandırmışlar, nüfus olarak günümüzde çok az kalmalarına ve her türlü ters etkiye rağmen dalgalandırmaya da devam etmektedirler. Onlar bizim insanlarımızdır ve Osmanlı o toprakları kaybedince, birçokları, çeşitli zorunlu göçlerle tekrar anavatana dönmek durumunda kalmışlardır. Hem de benim anne ve babamın aileleri ve o zaman (1950’ler) gelen tüm göçmen aileler gibi hükümetlerin yaptığı anlaşma gereği her iki devletten tek kuruş talep etmeme koşulu ile hayata sıfırdan başlayarak… Balkanlarda Türklük öyle bir mayadır ki, oradan gelen Anadolu menşeili Türkler dışındaki diğer unsurlar da, bu göçlerde, Türk olduklarını ifade ederek buraya göçmüşlerdir.

Suriyelilerin Avrupa’daki gurbetçilerimizle kıyaslanması da “elma-armut” kıyasından öteye gitmez. Okumayı sevmiyoruz; yakın tarihi de çabuk unutuyoruz farkındayım ama bundan yıllar evvel “iş gücü” sıkıntısı yaşayan Avrupa ülkelerinin onları hangi şartlarda aldıklarını, birçok ülkede aradan geçen onlarca yıla rağmen halen bırakın vatandaşlığı, oturma ve çalışma izninin dahi hangi şartlara bağlı olduğunu azıcık araştırmanızı öneririm.

“Din kardeşliği” meselesine hiç girmiyorum ki oradaki durumun, ideolojik razı etme operasyonundan öte anlamı olmadığı kanaatindeyim.

Suriyeliler, siyasilerce dağıtılan vatanlarına dönmedikleri takdirde dil ve alfabe konusunda önümüzdeki yıllarda çok büyük sorunlar bizi beklerken, “Türkçe giderse, Türkiye gider” diyen Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu’nu saygı ve rahmetle anıyorum.


Alper Şirvan

Kaplıkaya/Bursa

Bu haber 1214 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit
Yakup SAYIN Yakup SAYIN
Hıristiyan Yılbaşı Kutlamaz
Alper Şirvan Alper Şirvan
Oyalanmıyorum, Çalışıyorum
Hakan ER Hakan ER
Trabzonsporlu Taraftarları Öldürmek!
Remzi ÖZDEMİR Remzi ÖZDEMİR
Türkiye'de Kriz Var mı?
Yusuf KASAP Yusuf KASAP
İzmir Akdeniz'de mi?
Muhsin Çebi Muhsin Çebi
Samimi Olun
Mustafa AHMET Mustafa AHMET
Kimi Seçtik?

BİZİ TAKİP EDİN



 
Kategoriler:
Ana Sayfa - Gündem - Ekonomi
Spor - Bilim ve Teknoloji - Sağlık
Kültür ve Sanat - Yaşam - Anketler
Video Galeri
Hizmetler:
Mobil Site - Facebook - Twitter - RSS
Android App - Symbian S^3 App
İletişim:
Künye - Bize Ulaşın
İhbar Hattı - Reklam

Sitemizde yer alan içerik, referans/kaynak belirtilmediği sürece kendimize ait olup, kaynak belirtilmeden başka ortamlarda yayınlanması Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'nun 25. ve 36. maddeleri gereğince yasalara aykırıdır. İçeriği başka platformda paylaşmak istediğiniz taktirde, tarafımızdan izin almanız ve kaynak bilgisini yazının bitimine eklemeniz gerekmektedir. Tek başına kaynak göstermeniz yeterli değildir. Aksi takdirde doğacak yasal sorumluluk, içeriği paylaşanlara aittir.

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi