web hosting, mvc hosting, mssql hosting, mysql hosting, php hosting, asp.net hosting

Önce Haber
AnaSayfa MobilSite Gündem Ekonomi Spor Bilim-Teknoloji Sağlık Kültür-Sanat Yaşam Video Galeri

HAVA DURUMU


Reklam

HABER ARA


Gelişmiş Arama

ANKET

Afrin'e Girmeli miyiz?



Tüm Anketler

Zengin Kız – Fakir Oğlan

Alper Şirvan

25 Eylül 2016, 13:12

Alper Şirvan



Yeşilçam filmlerinin klasikleşmiş klişesidir “zengin kız -fakir oğlan”… Yetmişli yıllarda esen romantik ideolojik rüzgârın, sinema sanatı ve toplumsal doku ile buluşma noktasıdır bu filmler…

Yaşar Usta’nın o unutulmaz tiradı ile şahikaya ulaşan bu klişe, bir neslin ta iliklerine kadar işleyen izler bırakmıştır.

“Para her şey demek değildir” önemli bir mesaj ama zaman içinde önemli olmayan tek şeyin “para” olmadığı da ortaya çıkmıştır diye düşünüyorum.

Bir örnek verip sonunda da bir soru soralım:

Kızımız, orta halli bir ailenin liseyi bitirmiş, çalışan bir ferdi olsun diyelim. Bir diğer yanda da iki oğlan olsun… Biri bir baltaya sap olamamış, ailesi tarafından eli ekmek tutsun diye debelenen ama hiçbir vasfı olmadığı için asgari ücretten öteye gidilemeyen işler bulunan, meslek edinmiş olsa dahi bulduğu işlerde sebat etmediği için sürekli iş bırakan, sorumsuzluğun ve şuursuzluğun abidesi haline gelmiş bir “delikanlı(!)” olsun… Diğeri ise, saygın bir meslek edinmiş, edindiği meslek doğrultusunda ortalamanın üstünde bir geliri olan, emeği ile yaşamayı düstur edinmiş bir engelli olsun.

Böyle 100 örnek olsa, bu 100 örnekte bu gençlerin ikisi de, bu kıza talip olsa; örneklerin çoğunluğunda kızın da, kızın ailesinin de tercihi hangi gençten yana olur?

Cevabın çok açık olmasından da öte, paranın da beş para etmediği durumlar olduğunu görmek gerek…

Bu örnekler, farklı cinsiyetlerle çoğaltılabilir ve hatta daha vahim tablolarla da karşılaşabiliriz ama esas nokta şudur:

Şimdilerde çok dem vurulan, hatta edebiyatı yapılan “birlikte yaşama kültürü” konusunda kastedilen aynı ortamda bulunmaya tahammül etmek midir; yoksa hayatın her safhasını hiçbir farklılık görmeden birlikte yaşayabilme iradesini ortaya koymak mıdır?

Bu konu, tartışmaya açıktır ama tartışmaktan çok akla en uygun olanını hayata ivedilikle yansıtma ihtiyacı da ortadadır.

Beyaz perdeye yansıyan toplumsal ve ideolojik klişeler devam eder mi; etse de içinde meseleye farklı açıdan bakabilecek “Yaşar Ustalar” çıkar mı bilinmez ama günümüz gerçeğinde bu klişelerin dahi ciddi revizyona ihtiyacı olduğu görülmekte...

“Birlikte yaşama” meselesinde maddi uçurum ya da etnik ayrımcılık söz konusu olduğunda bitmek bilmeyen bir romantizm ile şahin kesilen bir takım ideolojik grupların, engelliler konusunda gerçekten yaşanan ayrımcılık, -pek sevdikleri deyimle- ötekileştirme karşısında üç maymunu oynamalarını anlamlandıramadığımı da ifade etmeliyim.

“Birlikte yaşayamamanın” sınırları yukarıda sözünü etmeye çalıştığım noktalara varamadan önce başlıyor daha bir engelli için…

Okul seçerken herkesin kıstası “eğitim kalitesi” iken, engelli için mimari uygunluk ve bilgiye kolay erişim önem kazanıyor. Bir sosyal ortama gitmeye niyetlense ha keza… İş desen; ne kadar kalifiye olurlarsa olsunlar, çok azı, işverenlerin ya da muhtemel müşterileri ve muhataplarının beyinlerindeki engelleri aşabiliyorlar.

Basit bir mesele olarak görülse dahi, bir giyim mağazasına girdiğinde kendi özelliklerine uygun giysi bulmakta zorlanıyor engelli; orada da “şıklık” ya da “yakışmış olması” değil, kendi tarafından “giyilebilir-kullanılabilir olması” önem kazanıyor engelli için… Mesela şahsen epeydir kullandığım için eskiyen, kolay giyebilmem adına öne kadar açık ve cırtcıtlı ayakkabıma benzer özellikte bir başka ayakkabı bulamayıp idare ediyorum uzun zamandır…

Hâlbuki…

Engellerine ve engellenmesine rağmen, mesleği doğrultusunda mevcut işinde çalışıp vergisini veren, öteden beri “herkes gibi, herkesle beraber” yaşamanın ötesinde bir derdi olmayan, hiçbir siyasi, ideolojik ya da inançsal grupla organik bağı bulunmadığı gibi milletine, ülkesine ve devletine bağlı, eşit haklara sahip olduğunu en azından varsaymak isteyen sade bir vatandaşım.

Evet, “eşit haklara sahip sade vatandaşlar” olduğumuzu varsayıyoruz ve bu varsayım, ben dâhil benim durumumdaki birçok engelli için bir iyi niyet göstergesidir ve hiçbir iyi niyet suiistimal edilmemelidir.

Yol uzun ve fazlaca engelli; ömürse menzile varılamayacak kadar kısa…

Bütün bunları zaten biliyoruz ama birçok konuda on yıllar boyunca kat edilen mesafenin hiçe sayılıp tekrar başa hatta daha da geriye dönülme tehlikesi, büyüyerek devam ediyor.

“Az gittik uz gittik; dere tepe düz gittik... Bir de dönüp baktık ki, bir arpa boyu yol gitmişiz.” tekerlemesinin masallarla sınırlı kalması umuduyla…


Alper Şirvan

Kaplıkaya/Bursa

Bu haber 1488 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit
Yakup SAYIN Yakup SAYIN
Hıristiyan Yılbaşı Kutlamaz
Alper Şirvan Alper Şirvan
Oyalanmıyorum, Çalışıyorum
Hakan ER Hakan ER
Trabzonsporlu Taraftarları Öldürmek!
Remzi ÖZDEMİR Remzi ÖZDEMİR
Türkiye'de Kriz Var mı?
Yusuf KASAP Yusuf KASAP
İzmir Akdeniz'de mi?
Muhsin Çebi Muhsin Çebi
Samimi Olun
Mustafa AHMET Mustafa AHMET
Kimi Seçtik?

BİZİ TAKİP EDİN



 
Kategoriler:
Ana Sayfa - Gündem - Ekonomi
Spor - Bilim ve Teknoloji - Sağlık
Kültür ve Sanat - Yaşam - Anketler
Video Galeri
Hizmetler:
Mobil Site - Facebook - Twitter - RSS
Android App - Symbian S^3 App
İletişim:
Künye - Bize Ulaşın
İhbar Hattı - Reklam

Sitemizde yer alan içerik, referans/kaynak belirtilmediği sürece kendimize ait olup, kaynak belirtilmeden başka ortamlarda yayınlanması Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'nun 25. ve 36. maddeleri gereğince yasalara aykırıdır. İçeriği başka platformda paylaşmak istediğiniz taktirde, tarafımızdan izin almanız ve kaynak bilgisini yazının bitimine eklemeniz gerekmektedir. Tek başına kaynak göstermeniz yeterli değildir. Aksi takdirde doğacak yasal sorumluluk, içeriği paylaşanlara aittir.

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi